14 Şubat 2010 | Güncel Yayınlar & Haberler
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı,
Görmezler ufuklarda, ÅŸafak söktüğü anı…
♥
Gördükleri ru’ya ezeli bahçedir aÅŸka;
Her mevsimi bir yaz ve esen ruzgarı başka.
Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez;
Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez…
♥
Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi…
Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
Sonsuz gibi, bir fiskiye ahengini dinler.
♥
Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
Boynunda O’nun kolları, koynunda O varsa,
Dalmışsa O’nun saçlarının rayihasiyle,
Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.
♥
Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
Bir mucize halinde o gözlerdedir artık.
Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur
Zira, susatan zevk, o dudaklardakı tuzdur.
İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan…
Bir sır gibidir azçok ilah olduğumuzdan.
♥
Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.
Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler?
Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden
Rüzgar gibi bir sevk alır, oldukları yerden.
Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o!
Alemde bir akÅŸam ne semavi koÅŸudur o!
♥
Dört atlı o gerdune, gelirken dolu dizgin,
Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin,
Simaları her lahza parıldar bu zeferle;
Gök, her tarafından, donanır meÅŸ’alerle!
♥
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar
Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda,
-Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da-
Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan,
BaÅŸtanbaÅŸa, heryer kesilir kapkara, zindan…
♥
Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak…
Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak…
Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık!
Ey aşk! O gönüller sana maloldular artık!
Ey vuslat! O aşıkları efsuna ramet!
Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!
YAHYA KEMAL BEYATLI

Yahya Kemal Beyatlı’dan bir ÅŸiir de ben yazmak istiyorum, elbette bu ÅŸiir de O’nun en güzel ÅŸiirlerinden biri, üstelik benim de ezberime almak istediÄŸim ve ÅŸu sıralar durmadan kendi kendime okuduÄŸum bir ÅŸiir. Aslında ÅŸiiri okuyunca ömrün sonbaharını anlattığını anlayabileceksiniz; fakat çarpıcı olan ÅŸu ki Yahya Kemal’in her ÅŸiiri gibi bunun da etkileyici bir ÅŸarkısallık içinde yazılmış olması ve aslında bunu anlatırken bana bir parça hüznün yanı sıra ümit de vermesi. İnsanı ölüme alıştırmak ve onun ayrı bir dünya olduÄŸunu; ama asla bir bitiÅŸ olmadığını anlatmak için yazılmış gibi hissetmem bu ÅŸiiri daha çok sevmeme neden oldu. Hayatın sonbahârı, ölüme bir gidiÅŸ ve ölüm deyince Seneca’dan bahsetmemek hiç olmaz. Fakat Seneca asla böyle hemen geçilecek biri olamaz! Ölümü her zaman aklımızda tutmak ve zamanımıza sarılmak gereÄŸi Seneca’nın en çok bahsettiÄŸi kavramlardan ikisidir, mektuplarında iÅŸlediÄŸi. Seneca Lucilius’a yazdığı mektupların ilkinde der ki: “…yanıldığımız bir nokta var: sanıyoruz ki ölüm arkamızdadır, oysa ölümün büyük bir kısmı ÅŸimdiden geçip gitmiÅŸtir. Hayatımızın gerimizde kalan kısmını ölüm geçirmiÅŸ eline. O halde bana yazdığın gibi davran, Lucilius’um, sarıl bütün saatlerine..”. İşte Yahya Kemal’in ÅŸiiri:
Fânî ömür biter, bir uzun sonbahâr olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır târümâr olur.
Mevsim boyunca hissettirir kendini vedâ;
Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.
Yazdan kalan ne varsa olurken haşır neşir;
Gündüzler hazinleşir, geceler uhrevîleşir;
Teşrinlerin hüznü geçer ta iliklere.
Anlar ki yolcu, yol görünür serviliklere.
Dünyânın ufku, gözlere gittikçe târ olur,
Her gün sürüklenip yaşamak ruha bâr olur.
İnsan duyar yerin dile gelmiş sükutunu;
Bir başka musîkîye geçiş farz eder bunu;
Teslîm olunca va’desi gelmiş zevâline,
Benzer cihâna gelmeden evvelki hâline.
Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya,
Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya,
Duymaz o anda kalbinde taş gibi sızı;
Anne toprak anlamaz ölüm mâcerâmızı.